Ey Sonsuzluğun Sahibi Sana Ulaşmak İstiyorum ! M.Y

23/12/2008 - Gönül Çalamazssın Aşkın Sazını

Kategori: Siirler


Gönül Çalamazssın Aşkın Sazını
Aşık Hüdai





Gönül Çalamazsan Aşkın Sazını
Ne Perdeye Dokun Ne Teli İncit
Eğer Çekemezsen Gülün Nazını
Ne Dikene Dokun Ne Gülü İncit

Dinle ki Bülbülü Gelesin Coşa
Karganın Namesi Gider Mi Hoşa
Meyvesiz Ağacı Sallama Boşa
Ne Yaprağını Dök Ne Dalı İncit

Bekle Dost Kapısını Sadık Dost İsen
Gönüller Tamir Et Ehli Dil İsen
Sevda Sahrasında Mecnun Değilsen
Ne Leylayı Çağır Ne Çölü İncit

Rızaya Razı Ol Hakka Kailsen
Ara Bul Mürşidi Müşkülde İsen
Hakikat Şehrine Yolcu Değilsen
Ne Yolcuyu Eğle Ne Yolu İncit

Gel Haktan Ayrılma Hakkı Seversen
Nefsini Islah Et Er Oğlu Ersen
Hüdai İncinir İnciden Versen
Ne Kimseden İncin Ne Eli İncit
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/12/2008 - İKİ KERE İKİ-Ahmet Kırmızı

Kategori: Siirler


İki kere iki dört etmiyor;
etmiyor hoca,
iki kere iki çoğu zaman dert ediyor...
bu sevda denleminde...
bu denklemin kökü yanlış bu teori hepten bozuk,
iki kere ikinin ne edeceğini kestiremiyorsun,
hazan düştümü bağına;
hiç ediyor bazen...
hiç..

Ahmet Kırmızı




Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/11/2008 - Yağmur--Nurullah Genç

Kategori: Siirler

 



Yağmur

Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat

Yıllardır boz bulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin arasına dikilir yesil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak

Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydim

Yağmur, gülsenimize sensiz, baldiran düştü
Düşmanlik içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü

Bir güzide mektuptur, çağlarin ötesinden
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
Yayılır o en büyük mustu, pazartesinden
Beyazlik dokunmuştur gecenin siyahina
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin

Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamiş, mazide
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydim

Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
Mutluluk nağmeleri işitirler Hiradan
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
Paramparça, ateşler sahinin hayalleri

Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücella çehreni izleseydim ebedi
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Katil sinekler deldi hicabın perdesini
İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü
Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
Tablosunu yapardim yıkılan her kulenin
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü
On asırlık ocağın savururdum külünü

Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü

Badiye yaylasında koklasaydım izini
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
Ne kaderi suçlamak kalırdı ne intihar
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü

Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
Erdemin, bereketin doldurur haneleri
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü
Güvenilen dağlara kar yağdi birer birer
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından

Madeni arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydim

Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
Hazindir ki; dertleri asmaya umman düştü

Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar girdabında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

Saatlerin ardında hep kendimi aradim
Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan resim senin

Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü

Islaklığı sanadır ahımın, efgahımın
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın
Nazarın ok misali karanlıkları deler
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin

Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

Nefsinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir degişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
Şarrkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

Nurullah  Genç
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/9/2008 - Halil Soyuer-Benide Götür

Kategori: Siirler



Benide Götür


Gideceğin yere beni de götür
Sorana "derdimin dermanı" dersin.
Götür de istersen sokakta yatır
"Elimde gönlünün fermanı" dersin


Adını iğneyle işle derime
"Kölemdir " desen de gitmez arıma
“Bunlar ne?” derlerse mektuplarıma
"Mahvolmuş bir ömrün romanı" dersin


Duysalar da coşup çağladığımı
Bilmezler sana bel bağladığımı
Görenler olursa ağladığımı
"Fırat’ın en taşkın zamanı" dersin.



Halil Soyuer

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2008 - ...Ama Gitme

Kategori: Siirler

...Ama Gitme 




             ( I )

Her şey bir uğultuyla başladı…
 “O giderken dedi” adam
  “O giderken hep yanımdaydı…”
                                                                 


Beni bir suya verdiler,
Karanlık zindanların yalakları çekti kahrımı.
Düştüm sandım eteğinden,
Böylesi de güzel…
                                     
…Ya düşseydim gözünden?

Kalbimin damarında çatlayan soluk,
Bir Sultan emriyle azat edildi.
Başı gergef hükmüyle gerilen Heyyy! Yalnızlık,
Hangi asrın cüretinde göğe çekildi.
Ben İsa’yı görmedim,
Ama bildim mıhlanırken ne acıdır adamlık…

Yusuf’un ellerinde kanlı bir gömlek,
Durun demek için koşuyor kararan o gözlere.
Yorulma hey Yusuf’um!
Yalnız bir peygamber sabrıdır,
Koynunda kocabaşlı bir yılanı beslemek.
 …Kervanın sesiyle durdu zaman,
Ki dursaydı Züleyha,
 Anlamazdım bir nefes için,
Nedir kabri beklemek…
                 

Yolum bir saraydan geçse de,
Bana soylu deme ne olur.
Soyundum zira bütün asaletimi!
Gömleğimin kiri belki de bundan.
Yırttım senden kalan esaretimi.
-Aldanmak için sübyandı ruhum / Topladım da aldandım bütün cesaretimi…
Bana soylu deme ne olur!
Kırılır lambalarım bir çift sözüne.
Alınganlığımdan değil / Bir sevda leşine verdim de kefaretimi.
Benim şarkılara ağlamam bundan…


Beni bir suya verdiler,
Karanlık zindanların yalakları çekti kahrımı.
Düştüm sandım eteğinden,
Böylesi de güzel di…
                                   
 …Düşmeseydim gözünden
 
 
  (  2  )

 O kadınlar seni çok severlerdi.
Gittin diye balkona bayrak astılar…




Güneşi soğutarak terli avuçlarında;
Bileylendiğin küfrü olukluyorsun…
Onulmaz değilim…Hakir değilim…
Şafağın karardığını gördüm sadece çocuk şavkıyla…
Heyecanımı annece gör
…/Ama gitme…                                   


-Buğusunda bir ceset daha düşer saç telinizden.
  …/ kalbim kapınızı hiç yokladı mı?
                                                                       

Kılıçlar bileti boşuna keser,
Beni zorlama göçe… Gitmeyeceğim.
Biraz daha kalmak için gölgeliğinde,
Bir söğüt rüzgârı taşır ellerim…/ Ellerini ne çok severdim…/
Taşı da yararsa hıçkırıklarım,
Bu son olsun… Bir daha gülmeyeceğim…


Ölmeyi de bildim sürüdüğünde.
İnsanca yaşamanın gayretini de.
Yalnız cennet tutkusu sende sanırdım,
Saçlarına çaputu bağlamam bundan…
Yarılan taşlarla bir kale ördüm.
…/Benim gülmeyi boşamam belki de bundan…


Penceremde bitkin bir sükût lamba,
Aşkı kambur bilen karıncanın yorulduğusun…
   …/ Kırbacın bana tanıdık geldi,                                                                   
                                                                 
   …/ Sen Ebû cehl-in torunu musun?
(!)
 
 
  ( 3 )




Vaktin yakasından silkindi sitem,
Bıçak kesiğinde yalnızca bir söz :
-Gitmek için çok erken…



Sana halleşmemin sebebi yağmur,
Yoksa düşmezdi yolum bir soysuz kafesine.
Dinmeden içimde ki o sebil gurur,
Alçalmadan sakındığım kasvetli zuhur,
Almazdı beni mevsim o yorgun heybesine…
Sana halleşmemin sebebi yağmur /
  / Gitme parmağımın ucundaki nur…


Karıncalar su taşır İbrahim ateşine,
Çok değil beklediğim yalnızca bir ses.
Dökülür ayaklarımın dibine öfkem,
Sökülür karanlığa bezediğim yamalar.
Gitmesem çırpınır bendeki heves.
Kavuşur belki düş’ün yastığa,
Korkun mısralaşır… Kalemde neymiş!
Ayrılık zümrütlerde içtiğim zehir /
/ Çok değil beklediğim – “İçme” diye bir ses…


Kuş tüyü adımlarla koşmaktan yorulmuşum,
Durmaktan usandığım bir tek sen varsın!!!
Anlamışta kalbim, bozulmamışım.
Yüzümdeki şaşkınlık belki de bundan.
Tac’ını giyerken kahrım önümde,
Bu zaferi sonsuzun başı sanmışım.
Uzanmış bileklerim kudretin pususuna,
Yoo kansız değilim / Hor görme beni,
Ben en çok sensizlikten böyle kalmışım
Durmaktan yorulduğum bir tek sen varsın /
 / Gel desen sanki uçacakmışım…



Bir zemheri yoksulu aslında kalbim
Ve idamımı en çok bundan istedim…
Sehpama tekmeyi vuran sen misin?
Bağışla… Çıtımı çıkarmazdım bilseydim…
Korkmazdım asılırken iki göz arasına,
Düşmekten korktuğum kadar aslında.
Küçülürüm diye çekindim… Sen hep gülseydin!

Omzunda taşıdığın meçhul bir ceset,
Sana yardım ederdim lakin…
 …Beni omzuna yüklemeseydin…
 
 
Mustafa Onur

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

...Karşılıksız ve hesapsız bir kardeşliğin, malub edilemez bir inancın medeniyeti... Sözün hüküm sayıldığı, sabrın yaşamakla eş olduğu bir ülke... Kapıları gelene de gidene de ardına kadar açık... Sözün "Selam" olduğu ülkeye hoşgeldiniz...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım