Ey Sonsuzluğun Sahibi Sana Ulaşmak İstiyorum ! M.Y

18/8/2008 - Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı-Mustafa Armağan

Kategori: Kitabiyat

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı -

Mustafa Armağan




Mehmed Akif, Birinci Dünya Harbi'nde Asım'ın neslinin kıt'a kapma oyunu oynadıklarından söz eder. Bu gençlerin kimi Galiçya'da, kimi Sina çölünde, kimi Kafkaslarda, kimi de Çanakkale'de emperyalizme karşı çağları alt üst eden bir mücadele veriyorlardı. Bugün de eğitim neferlerimiz aynı rolü oynamıyorlar mı? İnsanlığa bu defa Yunus'un gönüllerine ektiği güzellikleri demetleyip sunmuyorlar mı? Bu çağın vebasına inançlarından derledikleri güzellikleri derman olarak sürmüyorlar mı? Ve en önemlisi de, Bizden adam çıkmaz hurafesinin çatısını çatır çatır yıkmıyorlar mı?

Bu bir Sonsuzluk Kervanı dostlar! Dün Tarık B. Ziyad'ın kutlu askerleri bu vazifeyi üstlenmişlerdi, bugün ise eğitim gönüllüleri. Dün Abdülhamid Han bu kervanın bir halkası olmuştu, bugün vazife bizim omuzlarımızda.

Abdülhamid'in dansı devam ediyor dostlar..

Kurtlarla, yani insanlığın düşmanlarıyla insanlığın dostlarının ezeli mücadelesi..


Bir dünya çökmüştü onunla beraber.
Hz. Davud’un kalkanını andıran bir dünya,asırlık zincirlerinden kurtulmuş,onu hep kubbesinde bir koruyucu şemsiye olarak gören halkın üzaerine çökmüştü gittikten sonra.
Kainatımızın kubbesi, onu yıldız saray’ından asker zoruyla çıkartılıp trenle selanik’e gönderilişinden tam 9 yıl sonra yerle bir olmuştu.
Türlü vaatler ve cakalarla iktidara el koyanların eliyle gerçekleşmişti bu yıkım

1918,kaçış yılı olmuştu hürriyet kahramanlarımızın.birer ikişer firar etmişlerdi kurtarmaya soyundukları vatandan.
Oysa daha 10 yıl önce yönetime el koyduklarında; daha 5 yıl önce Babıali baskını ile iktidar kuşunu kahhar pençeleri arasına alıp büyük turan ülkesi kuracakları vaadiyle devleti savaşa soktuklarını ve memalik-i osmaniye’nin sınırlarını orta asya’ya kadar büyütecekleri iddiasıyla yola çıktıklarını yazan gazetelerin mürekkebi kurumamıştı.
Kurumamıştı ve kaçıyorlardı……

31 mart’tan sonra beyazıt meydanı’nda yıldız saray’ından çıkan engerek belgeleri yakmışlardı.
Şimdi de, hep beraber yurt dışına kaçarken,kalan belgeleri çantalar içerisinde yanlarında götürüyorlardı….

Geride hiçbir iz kalmaması lazımdı çünkü….

Utanılacak izler tarihin sinsi hafızasında top yekün silinmeliydi….

Peki alınları açık olsa neden gerek duysunlardı’ki bu bu acemice tedbire…?
Divan-ı harb,de yargılanmayı talep etmek için illa de sultan abdulhamid han gibi mangal yüreklimi olmak gerekiyordu …?
Kaldı ki, kendi istediği halde, başlarına iş açmamak için yargılanmasına izin vermeyenler,bizzat jönlerimiz değimliydi…?
Onun neler bildiğini hepside pekala biliyorlardı çünkü sultan hamid’in yargılanma arzusunu hatıralarında bize aktaran fethi Okyar da biliyordu kuşkusuz.

Dönemin tam anlamıyla ‘’kara kutu’’suydu sultan abdulhamid.
Kutuyu açtırmak,kötüyü söyletmek anlamına gelecekti.günün birinde mahkemeye çıkarda bir konuşmaya başlarsa,pir konuşacak nice hürriyet kahramanı,oturdukları mevkilerde sapır sapır döküleceklerdi,bu yüzden kendini savunma hakkı dahi vermediler devrik sultan’a,üstelik bildiklerini kimselere anlatmasın diye de kapısını üzerine sürgülediler.başınada bir tabur asker dikerek.

İngilizler de gelse,kaçmak,turan’ı fetih için yola çıktıklarını ilan edenlere yakışır mıydı …?
Bu muydu turan ideali…?
Bu muydu yeni kızıl elma….?
Berlinde miydi o …?
Erivandamı yoksa …?
Bakü demi gizlenmişti turan rüyası …?
Neyden kaçıyorlardı sahi …?
Nereden kaçıyorlardı sana …?
ingiliz zaptiyelerindenmi…?
Fransız süngülerindenmi…?

Abdulhamid’in kurtlarla dansı sayfa 21,22



Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı.
Akademik bir titizlikle, fakat daha geniş kitlelere hitap edebilecek bir üslupla yazılan kitapta, ‘İnsanlığın Son Adası’nı kurtların ziyafet sofrasına düşürmemek için didinmiş, dehasını bu kutsal davaya adamış büyük bir hükümdarın şahsiyeti ve amansız mücadelesi anlatılıyor. Ancak ‘Ben Abdülhamid dönemi olaylarını anlatmak yahut geçmiş üzerine bir yorum ve değerlendirme yapmak için yazmadım bu kitabı’ diyor Armağan, ‘Aynı zamanda bugün ve geleceğe yönelik bir proje çıkartmaya çalıştım onun aleminden.’
Bu sebeple Abdülhamid’in büyük eğitim hamlesi üzerinde özel bir önemle duran Mustafa Armağan’ın şu cümlelerini sizinle paylaşmak istiyorum:
‘O, bu ülkenin makus talihinin eğitimle düzeleceğine inanıyordu. En büyük açığımız, yetişmiş insan alanındaydı. İnsan kaynaklarını yeterince kullanamamak en büyük dertlerimizden biriydi. Ülkenin geleceğini kurtaracak bir nesil üzerinde titremiş ve onları, çıkacak bir kanlı savaşta kurban vermemek için kurtlarla nice mücadeleleri göze almıştı. Ve biz onun döneminde itinayla yetişmiş bu zengin insan kaynağıyla Trablus, Belken, Birinci Dünya ve Kurtuluş savaşlarını yapmış, üzerlerinde onun emeği bulunan yüz binlerce vatan evladını, 1911-1922 arasında toprağa gömmek zorunda kalmıştık’.
Osmanlı Devleti ve toplumunun hoşgörüsü, centilmenliği ve şövalye ruhuyla ‘insanlığın son adası’ olduğunu düşünen Mustafa Armağan’ın üslubunda edeb” tadlar da taşıyan bu yeni kitabını okuyuculara tavsiye ediyorum

Beşir Ayvazoğlu / 11.05.2006 / Tercüman

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/5/2008 - Nazan Bekiroğlu-Yusuf ile Züleyha: Kalbin üzerinde Titreyen Hüzü

Kategori: Kitabiyat
Yûsuf ile Züleyha: Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün
Nazan Bekiroğlu

Timaş Yayınları

'Nasıl herkese duyurayın da sesimi diyeyim: Bu anlattığımız ben değilim, ben bu anlattığımz değilim. Yusuf'u ben nasıl yerim? Ben Yusuf'u nasıl yerim?

Sözünün bu
  kısmına gelince kurt, nemli gözlerinden boncuk gibi yaşlar dökülmeye başladı. Gri tüylerle kaplıgöğsü, ön ayakları ıslandı. Bir ah çekti derinden derine. Islak burnu daha bir daha ıslandı. Ve devam etti:

Ben şimdi adımı nasıl temize çıkarayım, alnıma sürülen bu kapkara lekeyi neyle, nasıl yıkayayım? Öyle bir leke ki değil bana, yeter kıyametin kopacağı güne değin gelip geçecek tüm torunlarıma.

Tek muradım, bütün yaratılmışların sahibi olan Tanrım, bu ayıpla yaşatmasın beni. Ya alsın yeni doğmuş bütün kurt yavrularıyla birlikte canımı, kurt neslinin dalı yaprağı burada kesilsin, ya da adım temize çıksın.'

(Arka Kapak)

 
Bismillah Gazeli,Yusuf’un Dilinden
 
Birçok razılık bir çok başlangıç,bir çok aşma bir çok aşkınlık.Verse de vermese de Rabbinden razılığın sırrına vakıf olan hakikat-i Züleyha’ya Bismillah!Uyandın,seni perdeler ötesinden hakikate doğuran aşka Bismillah!
Yusuf’u kuyunun karanlığından ve çölün gecesinden geçirip de Züleyha’ya getiren kervana Bismillah! Züleyha’nın ateş bahçelerini İbrahim’in gülşenine çeviren yangına ,yakılan ve yanan tende uyanan ruha Bismillah!
Kuyuya Bismillah!Zindana Bismillah!
Karanlıktan aydınlığa çıkaran duaya hüzün ile semaya ağan ruha Bismillah!
İki bulut arasından aydınlanınca gökyüzü neler gördüğümü anlattığımda beni anlayan kalbe Bismillah! Ey kalbin üzerinde titreyen hüzün!Acıya Bismillah!Ateşe Bismillah!Gözyaşına Bismillah!
Aşk namazının sadece iki rekatı var,kişinin öz kanıyle alınan abdeste Bismillah!Ne olursa kalpte olur,ey kalbi kırıklarla beraber olan Allah’ım! Yolunda yürümek için ben kuluna lütfettiğin ,devletim ve ikbalim olan yol arkadaşıma Bismillah!
Mesnevi bahçelerinin diretmiş dildarı merhaba!
Mana aleminden kağıda düşen kelama Bismillah!
Kaleme inşirah veren nun’ Bismillah!
Nun’un nakşı bir ah’a Bismillah!
Bir ah çekipte derundan kalbimde buluverdiğim
Gül-i siyaha Bismillah!

 

Nazan Bekiroğlu



 
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/11/2007 - Amin Maalouf-Semerkant (La Samarcande)

Kategori: Kitabiyat

SEMERKANT
..: AMİN MAALOUF :..

 

 

Zaman zaman bu dünyada bir adam kalkar.
Şişinerek: işte burdayım der.
Kısa bir düş boyunca sürer zaferi
Ölüm gelmiştir bile ve işte burdayım! der..


Yıl 1072, Selçuklu Sultanı Melikşah’ın saltanatı artık İran’ı da kaplamaktadır...

Ömer Hayyam kısa bir süre önce Semerkant’a yerleşmiştir. Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün Semerkant’a geldiği sırada onunla tanışır. Nizam Hayyam’ı bir sene sonrası için Isfahan’a davet eder. Bu tanışmanın ardından bir yıl geçince Ömer Hayyam Isfahan’a doğru yola koyulur. Yolculuğu sebebiyle Kum kentinden geçerken Hasan Sabbah ile tanışır. Hasan Hayyam’ın o güne kadar tanıdığı en bilge kişidir. O da, Isfahan’a giderek Nizam’dan bir iş istemeyi planlıyordur. Durum böyle olunca birbirlerine yol akadaşı olurlar. Hayyam Isfahan’a varıpta Nizam’ın huzuruna çıktığında kendisinden “sahib-i haber” (casusların başı) olması istenir. Hayyam bir bilim adamıdır, hafiye olamayacağını belirtir. Ancak Nizam’a önerebileceği biri vardır: Hasan Sabbah.

Nizam bu işe Hayyam’ı layık görüyorsa da Hasan’ı kabul etmek zorunda kalır. Hayyam Selçuklu’nun malî desteği ile çalışmalarını sürdürürken Hasan da Nizamülmülk'ün vazgeçemediği yardımcılarından biri olur. Ancak Hasan’ın niyeti Nizam’a hizmet etmek değil, onun yerine geçmektir. Kısa sürede Melikşah ile yakınlaşarak onu Nizam’dan soğutur. Ve yine amacı dahilinde Nizam’la Melikşah arasına nifak sokmaya çalışır ancak planı ters teper ve Melikşah tarafından çöle sürgüne gönderilir.

Bir şekilde çölden kurtulan Hasan emelleri uğruna, mezhep ve kültürlerinin tehlike altında olduğunu düşünen bir kısım Acem halkını cennet vaadi ile kandırır ve ünlü Haşhaşiyun tarikatını kurar ve Alamut kalesine yerleşir. Bu tarikattaki insanlar Hasan Sabbah’ın verdiği afyonla sarhoş olarak intihar saldırıları düzenliyorlardır.

Hasan’ın amacı bu tarikat yardımıyla Nizam ve Melikşah’tan intikam almaktır. Nitekim müridleri sayesinde Nizam ve Melikşah’ın öldürmeyi başarır. Ancak daha sonra da huzuru bulamaz ve ebediyete de huzursuz bir şekilde göçer.

Hayyam’ın Semerkant’a geldiğinde yazdığı bir kitap vardır: Rubaiyat: Semerkant Elyazması, bu kitap tüm bu olaylar olurken kişilerin hayatında çok önemli noktalarda rol oynamıştır.

Yıl 1873, Ömer Hayyam dünyada yeniden popülerleşmeye, Hasan Sabbah’la birlikte ortadan kaybolan Rubaiyat’ın kopyaları da tüm dünyaya yayılmaya başlar. Lesage çifti yeni doğan oğulları Benjamin’e ikinci bir isim olarak Hayyam’a olan hayranlıkları nedeniyle Omar ( Ömer’in ingilizce yazımı) adını koyarlar: Benjamin O. Lesage.

15 yaşına gelince kendi ismini taşıdığı Hayyam’ı merak eden Benjamin onu araştırmaya, Farsça öğrenmeye başlar. Daha sonra Hayyam’ın zamanında ve kendi çağında insanları o denli çok etkileyen “Rubaiyat” ın peşine düşer. Önce İstanbul’a gider oradan da İran’a geçer. Bu sırada İran Şahının torunu Şirin’le tanışır ve ona aşık olur. İran'da bir çok macera yaşayan Benjamin 1910’larda İran'daki modernleşme hareketlerine katılır. Sonunda bir şekilde Semerkant elyazmasına ulaşan Benjamin Şirin’le birlikte İran’dan ayrılır. Amerika’ya gidiyorlardır. Bunun için önce İngiltere’ye giderler ve oradan da Titanic gemisine binerek Amerika’ya doğru denize açılırlar. Ne yazık ki yaklaşık bin yıl önce kaybolup, o anda yeniden ortaya çıkan “Rubaiyat” Titanic'in batmasıyla sonsuzluğa karışır. Benjmin ve Şirin bir şekilde kurtulurlar. Başka bir gemiyle Newyork’a ulaştıkları zaman limandaki karışıklıkta tıpkı “Rubaiyat gibi Şirin de sonsuza dek kaybolur gider.

Maalouf bu romanda tüm olanları Benjamin’in anlatısıyla aktarıyor. Tarihe damgasını vuran üç önemli şahıs ve 20. yüzyıl başlarında İran’da gerçekleşen modernleşme çabaları bu romanın esas temasını oluşturuyor. Ömer Hayyam’ın Cihan adlı kadın şairle yaşadığı aşk ve Benjamin’in ile Şirin’in arasında geçenler yine Maalouf’un usta kalemiyle tüm olaylar arasında eritilerek sunulmuş.

Maalouf’un yapıtında bu üç önemli şahsı kullanmasının nedeni Hasan Sabbah sayesinde ciddi şekilde ölümcülleştirilen mezhep aidiyetini vurgulamaktır.

Haşhaşiyun tarikatındaki insanlar diğer tüm aidiyetlerini (dil, vatan, ırk, hatta din) bir kenara iterek kimliklerini sadece mezhepleri şiaya göre belirlemiş ve mezhepleri farklı olduğu için kendi kardeşlerini bile öldürebilecek birer katile dönüşmüşlerdir.

Maalouf 1900’lerde Tebriz’deki durumu incelerken de “uyuyor” olarak nitelendirdiği doğunun bir uyanış, bir modernleşme sürecine girmiş olduğu İran’daki direnişe ve yenilikçilerin vermiş oldukları uğraşlara dikkat çekiyor.

 

ilk kez lise 1 de tarih öğretmenimiz sınavda bu kitaptan soru soracağım,kitabı okuyun dediğinde okumuştum.Onbeş gün mühlet vermişti okumak için ama son güne bıraktığım için bir gecede okuduğumu hatırlıyorum.Neyse ki kitap çok güzeldi de fazla zorlanmadım.:)Hatta okurken büyük keyif alarak okuduğumu hatırlıyorum.

Amin Maalouf'un Semerkant'ı ile başladığım serüvene,kitapla ilintili diğer kitapları okuyarak devam ettim.Bu bence insanı içine çeken çok güzel ve büyülü bir serüven ...

Vakti zamanı geldiğinde onları da paylaşmayı çok istiyorum.:)

 

Ömür soluğumuz nereden geliyor diye soruyorsun.

Uzun bir öyküyü özetlemek gerekirse

Derim ki okyanusun dibinden

Her şeyi yeniden yutan Okyanus'tan.
ÖMER HAYYAM

Bence kitabın en vurucu rubaiyatı budur,diğerleride çok güzel ancak kitabın (rubaiyat) akıbetiyle öyle bağlantılıki,en sonunda bunu okuduğumda kaldığımı( Idea )hatırlıyorum...inşallah sizlerde benim kadar seversiniz.
iyi okumalar...

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/7/2007 - İSKENDER PALA---KİTAB-I AŞK

Kategori: Kitabiyat

İSKENDER PALA-KİTAB-I AŞK

 

 

 

Kitâb-ı Aşk, bütün bu kavram kargaşası içinde aşkın katmanlarını, türlerini ve asaletini irdelemek, belki her düzeyden insanın gönlünde hissettiği, dimağında algıladığı ama asla net biçimde tanımlayamadığı duygularına açıklık getirmek için düzenlendi. Kitâb-ı Aşk’ın içindeki yazılar değişik zamanlarda ve farklı zeminlerde kaleme alınmış olmakla birlikte belli bir düzen ve bütünlük içinde bir araya getirilmiştir. Bazıları farklı kitaplarımızda yayınlanan bu deneme ve öyküleri okurken bütün varlığımızı ve hatta varoluşu kuşatan aşkın yüzeysel, derin ve daha derin katmanlarında küçük yolculuklar yapacaksınız. Bu yolculuklar sırasında, duygularınızın gerçekte sizi nereye doğru götürdüğü, ayağınızı bağlayan tensel arzulardan sıyrılıp platonik veya mecazî aşka doğru kanatlandığınızda kendinizi yeniden keşfetmeye başlayacağınız noktayı da bulacaksınız. Orası, belki de sizin kendinizden vazgeçeceğiniz noktadır. Çünkü canına sevgili isteyen ile sevgili için can isteyen arasında hayat yolculuğunun ta kendisi gizlidir.

Kitaptan bölümler:

_________  *______________ * __________

"imdi, madem aşkın berraklığı, üzerindeki haya perdesindedir; ve madem bu perde hasret ve özlemle sevgiliyi düşünmekten dolayı tüllenir, o halde çağımızın modern iletişim araçları bu perdenin düşmanıdır. cep telefonu her çaldığında etekleri zil çalarak “alo!” diyen bir genç kızın veya bir delikanlının seven ve sevilen makamında ne kadar saltanat sürebilecekleri tartışılabilir. hele özel melodiler yüklenerek, daha çalmaya başlar başlamaz en kısa sürede kulağa dayanan bir telefonun öteki ucunda kaç kıratlık hasret kalabilir; bir düşünülsün. bırakın biraz çalsın telefonunuz, hatta arada sırada açmazlık edin, bulunamayın, ulaşılamayın... ta ki sizi merak etsin, özlesin ve düşünmeye fırsat kalsın... hiç kimsenin şüphesi olmasın, ayrılık ve hasret ortadan kalkınca düşünce de alıp başını gider.

Allah, sevenleri görüntülü telefonlardan saklasın. "
____________ *
___________ * ___________

''sanman ki talebi devleti cah etmeğe geldik
biz aleme bir yar için ah etmeğe geldik''
________ * _______________ * __________

'keşke Züleyha'nın Yusuf'u olsaydım; faniden BAKİ'nin sonsuz ummanına dalsaydım.Mecnun olsaydım; Leyla'yı vesile kılıp MEVLA'yı bulsaydım.Hallac-ı Mansur olup En'el HAKKI haykırsaydım.Herşeyden önemlisi O'na layık bir kul olsaydım...


***

İskender PALA,nam-ı diğer 'Divan şiirini sevdiren yazarın bu kitabında muhtelif kitaplarından derlediği fakat konu nizamına uygun, herbiri birbirini tamamlayan, adından da malum 'AŞK'ı anlatan denemelerini ve kadim şairlerimizin bercestelerini bulacak, bu ince kitaptan 'Divan edebiyatı'nın efsunlu aleminin kapılarını aralama fırsatı bulacaksınız...
'Bende mecnundan füzun aşıklık isti'dadı var
Aşık-ı sadık menem mecnunun ancak adı var' diyerek Aşıklık mertebesini terennüm eden FUZULİ nin AŞKI na 'AŞK OLSUN' (Bizim gönlümüz de AŞK ı bulsun...)

Vesselam...

 

 

 


 

 

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

...Karşılıksız ve hesapsız bir kardeşliğin, malub edilemez bir inancın medeniyeti... Sözün hüküm sayıldığı, sabrın yaşamakla eş olduğu bir ülke... Kapıları gelene de gidene de ardına kadar açık... Sözün "Selam" olduğu ülkeye hoşgeldiniz...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım